Bor Belediyesi Resmi Web Sitesi
bor belediyesi
H. Nuri Yurdakul

Halil Nuri Yurdakul Kimdir?

1898 yılında Bor’da doğmuştur.

Babası Mazlumoğulları'ndan Kolağası Halil Efendi, annesi Sivaslı Ayşe Hanımdır. Çocuk yaştayken öksüz kalmış ve annesi tarafından büyütülmüştür. Babasının bir arkadaşı Askeri Okula kayıt ettirmiştir.1918'de Harbiye’yi bitirmiştir.

Savaş yıllarındaki büyük başarılarının ardından savaş bittikten sonra Fehime Hanım’la evlenmiştir. Atatürk'ün sağlığında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı (Genel Sekreter) yapmıştır. 1932 yılında Niğde'de bulanan 41. Alay'a atanmıştır. 1933 yılında Atatürk tarafından Almanya’ya gönderilmiştir. Bu görevini hiçbir zaman söylememiştir.

1940 yılında Kayseri Zincidere Köyü’ndeki Astsubay Okulu’na Dahiliye Müdürü olarak atanmıştır. Kayseri'den sonra Maraş Alay Kumandanlığına tayin olmuştur. 1950-54 yıllarında Niğde Milletvekili olarak görev yapmıştır. 1954 yılında Emekli Sandığı İdare Heyeti'ne getirilmiştir.

“Neferin Defteri”, “Selam”, “Bomba” isimli eserleri vardır. 27 Şubat 1970 tarihinde Ankara'da vefat etmiştir. Bor Acıgöl Mezarlığı'nda metfundur. Halil Nuri Yurdakul'un 5 çocuğu vardır. Bunlar: Leyla Doğan (Merkez Bankasından Emekli), Lemi Yurdakul (İç Hastalıkları Mütehassısı-40 yıldır Amerika'da yaşamakta), Yurdanur Oral (ev kadını), Yurdakul Yurdakul (Kalp Damar ve Göğüs Hastalıkları Profesörü), Özer Yurdakul (İstanbul'da serbest Diş Hekimi).

Savaş yılları

Milli Mücadele döneminde Yunan kuvvetleri 22 Haziran 1920 tarihinde Ayvalık-Aydın hattında genel bir taarruza geçmiştir. Beş tümen kadar olan bu kuvvet karşısında direnebilmek çok güçtür. Nitekim kısa zamanda Bursa'yı ele geçirmişlerdir.

Milli güçler mahalli erattan meydana gelmektedir. Onlar da düşmanın zulmünden çoluk çocuğunu daha içerilere kaçırma telaşına düşmüştüler.

Bu bölgede henüz güvenilir kuvvetler yoktur. Gayret, Halil Nuri gibi genç subaylara düşmektedir.

Atatürk’ün dikkatini çekiyor

Kızı Leyla Doğan (Yurdakul) anlatıyor: “Bozüyük'e gelen 70. inci Alay Kumandanı Halit Bey'i, Atatürk kompartımanına çağırmış, yanında yaveri olarak babam da varmış. Atatürk Halit Bey'den durum hakkında bilgi aldıktan sonra; ‘Halit Bey, durumumuz çok vahim. Memleketimiz çok kötü anlar yaşamaktadır. Bir an önce askerlerimizi toplayıp Karaköy mevkiine gidiniz’ emrini verir. Halit Bey dışarı çıkınca babam, Atatürk'ün yanına gelerek selam verir ve;

- ‘Paşam ben günlerden beri Bozüyük ve Pazarcık'ta faaliyetteyim, buralardan kuvvet toplayacağım. Emir veriniz’ deyince. Atatürk, babamı baştan aşağı süzer ve sonra:

- ‘Oğlum, biraz evvel dinlediniz, size vereceğimiz bir tek kuvvetimiz yok, yalnız başınıza ne yapabilirsiniz?’ deyince, buna cevap olarak babam:

‘Paşa Hazretleri ben düşmanı Nazif Paşa hattında durdurmak için hazırlık yaptım’ diye cevap verir. Atatürk, hayretle ve müşfik bir gözle babamı süzer,

- ‘Çocuk, isminiz?’

- ‘Halil Nuri’

- ‘Tek başınıza bu iş nasıl olacak?’

- ‘Ben her şeyi hazırladım, Paşam siz emir veriniz.’

- ‘Ali Fuat Paşa ile temasa geçtiniz mi?’

- ‘Hayır Paşam.’

- ‘Öyle ise acele edin çocuk, Paşa ile temasa geçin’ der.

Ve Babam selam vererek yanından ayrılır.

Ali Fuat Paşa ile temasa geçer.”

Gözü pek istihbaratçı

Büyük Taarruz öncesi Milli Savunmadan gelen gizli bir emirle, Yunan işgal bölgelerine köylü kıyafeti ile girip haber toplayacak gönüllü subaylar aranıyordur.

Halil Nuri hemen müracaat eder. Yanına bir Rumca bilen, bir de muhabere subayı verilir. Bu üç kişi köylü kıyafetleri giyip yanlarına fotoğraf makinesi gibi bir çok malzeme alarak eşeklere binip Yunanlılar’ın işgal ettiği bölgelere giderler. Oradan buradan aldıkları kömür, odun, tezek, tuz gibi şeylerle ticaret yapıyor şekli içinde, o bölgeleri gece ve gündüz iyice tararlar.

Yunan birliklerinin nerelerden nerelere kaydırıldığı, nerelere yığınak yapıldığı, bu birliklerin sayısı ve savaşma gücü hakkında bilgiler edinirler.

 
Yunan komutanlığı ile cephe arasındaki telefon hattını bulurlar. Bir gece bu hattan orman içine paralel bir tel çekerek komutanlığın verdiği bütün emirleri günlerce dinlerler, tercüme edip not alırlar.

Bir müddet sonra üç Türk subayının köylü kıyafeti ile Yunanlıların işgal ettiği bölgeye girip istihbarat topladıklarını ve bunun araştırılmasını bildiren konuşmayı dinlerler.

Bunun üzerine hemen telleri keserek oradan kaçarlar. Topladıkları askeri sırlar, Büyük Taarruz planlarının başarıyla hazırlanmasında çok yardımcı olmuştur.

 

Vaziyeti kurtaran çocuk

Muzaffer Kılıç anlatıyor: “Atatürk'ü bu kadar müteessir ve ümitsiz görmemiştim. Hiçbir yerde duramıyor, devamlı kompartımanında dolaşıyordu.

Halil Nuri'den gelen raporu aldığı zaman alaka ile okudu çok memnun olarak bana döndü : ‘Çocuk, bir sigara ver. Bu çocuk vaziyeti kurtardı.’ dedi.” Bu fedakârane hizmet meclis kürsüsünden de dile getirilmiştir.

Milli ruhu uyandırıyor

Leyla Doğan (Yurdakul) anlatıyor:

“Babam, Kandıra'da toplanmış olan Milli kuvvetlerimizin iaşesi ve idaresi ile meşgul olur. Çete reisleri buna kızarak Halil Nuri'yi öldürmeye karar verirler.

Tam bu sırada bir İngiliz subayı Eskişehir'de yakalanır. Eskişehir Kumandanı, Kaymakam (Yarbay) Atıf Bey idareyi ele alarak İngiliz subayı ile babamı değiştirerek ölümden kurtarmış olur. Babamın çalışması devam etmektedir.

Bozüyük'te bir mehter takımı kurar, mahalle mahalle dolaşarak halkı galeyana getirir. Milli marşlar çalarlar. Geyveli Hafız Şevket'in davudi ve gür sesi ile okuduğu milli şiirlerle halk coşmuştur. Çoluk çocuk, büyük küçük mehter takımının peşine düşmüş, korkuyu unutmuşlardır. Gönüllüler göğüslerine taktıkları (müstakimimiz Hazreti Allah'tır, utandırmaz bizi) yazılı şeritlerle mehterin peşinden giderler. (Bu şeritlerden birkaçı Bozüyük Belediyesinde saklıdır.)

Bozüyük Kaymakamlık binasına gelince siyah bir bez üzerine yazılı bayrağı bir masaya diker. Üzerinde ‘Müslümanlar beklediğiniz kıyamet bu günlerdir birleşelim kurtuluruz’ yazılıdır. Halk coşmuş düşman üstüne tekbir getirerek hiç korkmadan yürümüş ve düşmanı vatanımızdan kovmayı başarmıştır. Birkaç kere yaralanan ve tedaviden sonra tekrar düşman karşısına çıkan babam, ayak kemiğindeki kurşunu ölünceye kadar taşımıştır.

Babamın yaptığı bu çalışmaların II. İnönü Savaşının kazanılmasında büyük rolü olmuştur. Harp sonrası Atatürk babama takdirname ve İstiklal Madalyası verir. Köylü kıyafetli 3 fotoğrafının Askeri Müzede teşhir edilmesini emreder.”

Özer Yurdakul’dan babasının bir anısı

"Sakarya savaşının çok kızıştığı bir anda Atatürk, Mareşal Fevzi Çakmak'ı görmek ister ve Halil Nuri’ye onu çağırmasını emreder. Halil Nuri bunun üzerine Fevzi Çakmak’ı bulur ve onun bir kayanın arkasında diz çöküp oturarak Kur’ân okuduğunu görür.

Atatürk’e gelip durumu anlatır. Atatürk de, 'Bir şey söyleme. O, Kur’ân okumaya devam etsin. Biz burada zaferi, ancak Allah’ın yardımı erişirse kazanabiliriz’ der"

Bor’a ilk gramofonu ve bisikleti getirdiHarp tarihinde önemli yeri olan Halil Nuri, Sakarya'da yaralanmış ve savaştan sonra Harbiye’ye öğretmen olarak tayin edildi. Bundan sonra muhtelif askeri görevleri sırasında çeşitli kültür hizmetleri ifa etti.

Memleketine gelerek Bor'da bando takımını kurdu, ilk gramofonu ve ilk bisikleti getirdi.

Bor'da 5000 kitaplık kütüphane kurmuş daha sonra Milli Eğitim Bakanlığına hediye etti. Bakanlık bu kütüphaneye onun ismini vermiştir. Ayrıca Altunhisar, Çukurkuyu, Kemerhisar ve Ulukışla'da da okuma odaları tesis etti.

Görev yaptığı pek çok yerde çocuk bahçesi, kütüphane, sünnet düğünü yaptırdı. Fakir öğrencilere okul gereçleri aldı. Niğde'den sonra Şark hizmeti olarak Erciş Askeri Şube Reisi olarak atandı. Oralarda da okullarda izci takımı kurdu.

Çocuk bahçesi yaptırdı. Daha sonra 1940 yıllarında Kayseri Zincidere köyünde olan Astsubay Okuluna Dahiliye Müdürü olarak atandı (Yarbay). Orada da çocuk bahçesi yaptırdı. Köyün eksiklerini tamamlayarak örnek köy olmasını sağladı.

Bando teşkilatını kurdu. Kayseri'den sonra Maraş Alay Kumandanlığına tayin oldu. Orada Maraş kahramanlarının büstlerini yaptırarak uygun olan bir bahçede devamlı teşhirini sağladı, hamam yaptırdı. Bir sene sonra alayın Dörtyol'a tayini ile Adana'ya geldi.

1950 seçimlerinde Niğde Milletvekili oldu.

Ankara’ya yerleşti. Bir gazete çıkartarak, Mecliste olup bitenleri Borlular’a ve köylülere duyurdu. Eşekle köy köy dolaşıp kitap dağıtan bir ekip kurdu, bununla kitap isteyen köylülere ulaşıyordu. (Gezici bir kütüphane kurmuş oluyordu.)

Milletvekilliği sona erdikten sonra Emekli Sandığı Yönetim Kurulu üyesi oldu. Boş zamanlarında Bor'a giderek bir kaynaşma, bir uyanış sağlamak üzere konferanslar verdirdi. Spor kulübü, atış poligonu, arkeoloji müzesi, çocuk bahçesi ve köycülük bürosu kurdu.

Okullara trampetler temin etti. Haftada bir gün milli oyunlar tertip etti. Bor gençlik marşı için yarışma açtı. Halil Nuri Yurdakul yalnız memleketine hizmet vermedi Erciş, Zincidere, Pozantı ve Dörtyol'da da kitaplık, müze, yol açma, cami inşası gibi birçok işlere ön ayak oldu.

Atatürk, sağlığında ona birçok eşyasını armağan etti. Bunlar kravat, kemer, gömlek, mendil, tabanca, kaşkol ve kazaktan oluşan markalı armağanlardı.

Ayrıca Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’ı birkaç kez Bor’a davet ederek evinde misafir etti.

Hac’tan geldiği gün vefat etti…

28.02.1970 yılında yaşama veda etti. Öldüğü güne kadar bugünkü adı MİT olan teşkilatta çalıştı. Bu teşkilattaki son görevi olarak Hac’ca gitti ve geldiğinin ertesi günü vefat etti.

Oradan getirdiği pek çok kitap MİT Müsteşarlığına teslim edildi. ABD'de yaşayan oğlu Prof. Dr. Halil Lemi Yurdakul Bor’da bulunan mal varlığını Bor Belediyesi’ne bağışladı.

Niğde Üniversitesi Bor Kampüsüne 2004 yılında Halil Nuri Yurdakul adı verildi